Kelebek..

Bu yaz kardeşlerimi evimde misafir ediyorum, onlara çocuklu hayat, mızıldanmalar, kaprisler, inatlaşmalar, ağlaşmalar ne kadar zor geliyorsa, bana da bunların üstesinden gelmek bir o kadar kolay geliyor. Onlar bu kadar sesli bir hayatın kendilerini ne kadar yorduğunu söylerken, ben onlar olmazsaydı evimin ne kadar neşesiz, ne kadar sürprizsiz, ne kadar eksik kalacağını düşünüyorum. Ve herşeyin bir yaşı olduğunu, insanların isteklerinin zaman içerisinden nasıl şekillenip, olgunlaştığını farkediyorum.

Bir yenidoğan bebeği için hazırlandı bu kelebekli örtüde.

Biraz gezdi, annane evine dahi gitti : )

Fatıma Betül’e hediye olarak gidecek, her bebek gibi onunda evinin neşesi olduğuna eminim.. Uzun, hayırlı bir ömür diliyorum bende Fatıma’ya..

Continue Reading

TÜYAP’ ta Çocuk Olmak

Nazan Bekiroğlu’ nun bu yazısını okudunuz mu bilmem, ben okuduktan sonra TÜYAP’ ta okur olmakla ilgili tek bir söz dahi edemem. Okur olmak TÜYAP’ta tam da böyle birşey işte. Bizde kızlarımla birlikte haftasonu, yani fuarın ikinci günü o kapıdan girdik içeri, beş lira verip biletimizi aldık sonra kitabın kokusunun geldiği tarafa yöneldik ve telefonumuzdan gelen ses bizi çağırana kadar dolaştık.. dolaştık.. Kah bir kitap kapağına takıldık, kah içini açıp baktık, kah yapboz diye ayak direttik kah çikolata istedik, nedendir bilinmez en çok çocuk yayınevlerinde vakit geçirdik.

Okuduğumuz kitaplara gülümsedik, tanıdık yazarlara selam verdik, yeni kapakla basılmış kitaplara üzüldük, eskilerini aradık, ayraç koleksiyonumuza yenilerini ekledik. Zaman zaman ağladık, iki çocukla ne işin varlara hiç aldırmadık, kitabın kokusuna yine de doyamadık..

Bir sonra ki sonbaharı iple çekeceğiz, bu arada hala gitmediyseniz fuar pazar gününe ( 20 kasım ) kadar açık, bizden söylemesi.

Continue Reading

Benim için Bayram..

Benim için bayram  kapı zilinin hiç susmadığı, hoşgeldinizlerin hiç bitmediği, ikramların ardı arkasının kesilmediği, bir fırsat olsa da az yemek yiyebilsek diye gülüştüğümüz, mutlaka kardeşlerimle iki ara bir derede bir animasyon film seyrettiğimiz, bol bol bayram şekeri, cebime girebilecek en yüksek harçlık, büyük bir hevesle alınmış, bayram sabahı olana kadar defalarca denenmiş cici kıyafetler, en çok da villa çikolata demektir.

Sabah radyodan dinlediğim Barış Manço şarkısı, büyüklerden gizli aldığımız çat-pat,arkadaşlarla buluşmak için günleri büyüklerle paylaştığımız, bir günde otuz kapı bayram ziyaretinde bulunarak kendi rekorumuzu kırdığımız, cep telefonları olmadığı için gittimiz ve evde bulamadığımız yerlere bıraktığımız “geldik evde yoktunuz” kartları demektir..

Benim bayramlarım yıl boyu yaşadığım en heyecanlı günlerdi, o zamanlar bu kadar kıymetli olduğunu bilmezdim bu heyecanın, şimdi diri tutmaya çalıştıkça anlıyorum ne demek olduğunu..

Bayram heyecanınınız hiç bitmesin.. Tebessüm dolu bir bayram diliyorum..

(Askılı pantolonumuz ve bantlarımız anne ürünüdür)
Continue Reading

Badiden çocuk taytına dönüşüm

Yaz her ne kadar gelemesede, bir gösterip kendini bir kaçsa da, artık evde yavaştan kışlıkları kaldırma, dolap düzenlenmesi işlerine başladım, ilk olarak da uzun süredir kullanmadıklarımı elden çıkarmakla başladım işe.

İşte bu badimde elden çıkacaklar arasındaydı. Ama o gün Unnado’ da bu taytlardan görüp neden dönüştürmüyorum dedim. Ve başladım kesip biçmeye : )

Kalıp olarak Asude’ nin kendi taytlarından birini kullandım. Badinin kollarından miniğime. Bedeninden de Sevde’ ye birer tayt çıkardım. Biraz hareket katmak içinde Asude’ ninkine uğurböceği hazırlayıp diktim.

Sabah kalktıklarında ilk işim taytları üzerlerine giydirmek oldu. Ama kardeşininkindeki farklılığı hemen anladı Sevdecik ve başladı “hani men anne” hani bende neden yok demek oluyor.Elimden tuttup makina başına çekerek “mana da dit”(bana da dik) demeye başladı : ) Modelini kendisi beğendi. Ayıcık, kedi, inek ve panda arasından kediyi seçti ve başladı dikmemi beklemeye sonrasında da işte bana böyle poz verdiler : )

Continue Reading

” biz büyüdük ve kirlendi dünya “

Evlat sahibi olmak muazzam güzel bir şey. Sayfaları bembeyaz bir defter var elinizde üstelik kusursuz, benzersiz, şükrünüze şükür ekleyecek kadar temiz.. Onu şekillendirmek, yönlendirmek sizin maharetli ellerinize ve içinize yerleştirilen merhamete, sevgiye bağlı. Bazen durduruyorum hayatı, işlerimi, koşturmalarımı, izlemeye dalıyorum onu.. müthiş.. keşfet dur ..

Öyle duru, öyle temiz, öyle saflar ki her biri.. Büyüyorlar çok çabuk, çok hızlı, ve öğreniyorlar, korkuyu, güvensizliği, aldatılmayı, yalanı..

Ben çocuklarını çok kalabalık bir ailede büyüten bir anne değilim. Yalnız büyütüyoruz denilebilir. Bu özel bir çabayla oluşturulmuş bir şey değil, şartlar dolayısıyla böyle.. Ve bebekliğinden beri onunla, hatta onlarla, konuşurken en çok dikkat ettiğim ve hassaslaştığım şey güvenlerini sarsmadan, yalancı çıkmadan, aldatmadan, korkutmadan kaliteli oyunlar kurmak ve vakti geçirmek oldu. Ama kalabalığa karışıp, insanların çocuklara karşı tavırlarını izlemeye aldığım da sukutu hayale uğruyorum.

Sevgili Büyükler!

Bir çocuk su isterken bardağı ona bir verip bir çekmek, bunun için onu bağırttırmak hatta ağlatacak bir pozisyona getirmek bir oyun değildir. Düpedüz çocuğun zaafıyla oynamak, masumiyetini kirletmektir.

Bir çocuğa şunu yaparsan şunu veririm deyip istediğinizi alınca verdiğiniz sözü unutmuş numarasına yatmak, parka götürürüm, şeker veririm, sana şunu alırım deyip hiçbirini yapmamak marifet değildir. Bunun adı çocuğunuzu yalana alıştırmaktır.

Bir çocuğun karşısında üzülmüş, ağlamış numarası yapıp onu izlemek onun duygularıyla oynamak, onu hissizleştirmektir.

Bir çocuğu daha güzel sohbetlere dalmak, çay keyfi yapmak için iğne yaparımlarla  korkutmak akıl işi değildir.

Bir çocuğu beceremediği bir iş yüzünden yaftalamak, onun bunun çocuğunu örnek göstermek, onun cesareti kırmaktır.

Dahası bunları kendi çocuğunuza değil bir başkasının çocuğuna yapmanızın hiç affedilir tarafı yoktur. Onlar bebekte olsalar, çocukta olsalar sizi anlayan, bilinçli hareket eden, her söylenileni duyan, her gördüğünü kaydeden bireylerdir. Onlar içimizin saflığı, temizliğidir.

Continue Reading