Gezi Notları – I

                                             Sapanca – Safranbolu – Bulak Köyü

Hayatım boyunca sırtında çantası diyar diyar dolaşan Japonlar, Koreliler ve bilumum çekik gözlülere özenmiş, seyyah olma isteğimi hep sıcak tutmuş olan ben, bu isteği ailemle ilk kez gerçekleştirdim.
Yola koyulmak ve yolda olmak beni her daim heyecanlandırmış ve mutlu kılmıştır.
Geçen haftada küçük kızımızla birlikte dört günlük bir gezi için yola çıktık. İstikamet Maşukiye – Safranbolu – Amasra hatta Nevşehir ve Konya idi. Son iki şehri bir sonraki geziye ertelemek zorunda kaldık zira Safranbolu’yu çok sevmiştik.
İlk gün evden biraz gecikmeli çıktığımız için günü fazla değerlendiremedik. Maşukiye’ de vereceğimiz konaklamayı atlayıp Sapanca’ ya geçtik. Nedense İstanbul’ dan çıkınca her yer Anadolu her insan sıcak ve samimi geliyor insana. Sora sora, bir yandan da haritamıza baka baka göl kenarında Merve ve Mustafa Kukut tarafından işletilen Kıyı restoranda ilk molamızı verdik. Ve biz burayı çok sevdik.

Mekân daha ziyade bir dinlenme yeri gibi düzenlenmiş. Göl kıyısında kocaman bir bahçe karşılıyor sizi.

Masalar ağaçlar arasına yerleştirilmiş ve her birinin kenarlarına birer hamak iliştirilmiş, Keyif yapmayı seven babalar ve diplerinden ayrılmayan kızları için. Ahşap salıncaklar, oyun alanları, ağaç evleri, muhabbet kuşları, bir anda burada tüm günü geçirmeli dedirtiyor insana..

Gölün hemen kıyısında çardaklar yer alıyor, biz kızımız rüzgârdan etkilenir diye orda oturmaktan vazgeçip ağaçlar arasına karar versek de ufaklığın aklı hep ötüp duran kaz ve ördeklerin seslerinde kaldı. Bir süre babayla hamak keyfi yapıp dolanıp durduk. Yemeği ağaçlar arasında, çayı çardaklarda yudumlayıp yola koyulduk. Gün yavaş yavaş elini akşama vermeye başlamıştı.

Eşimin, gece uzun yol tecrübesi olmaması içime kurt düşürse de, yol boyunca muhabbet, sohbet, kah km hesaplamaları, kah plakalar, nüfuslar, bozuk satıh muhabbetleri, yolu keyifli kıldı. Gece yarısı Karabük’ e ulaşmış ve daha fazla ilerlememe kararı alıp orda konaklamaya karar vermiştik. Tabi konaklayacak bir yer bulabilirsek. Karabük mü çok küçük, biz mi bir yer bulamadık bilemiyorum, tarif üzeri daha önce görüp es geçtiğimiz bir yerde geceyi geçirdik. Bu arada kızım yolda bana hiç sıkıntı çıkarmadı. Ve uyku düzeni evdeki gibi devam etti. Arada bir tünellerin ışığı rahatsız etse de uykusundan vazgeçmedi : ) Yolda bebekle gece geçirecek ailelere tavsiye ediyorum, ana kucağınızı mutlaka yanınıza alın, ben çok faydasını gördüm.

Sabah kızımız uyanır uyanmaz otelden ayrıldık ve tekrar yola koyulduk. Kahvaltımızı Safranbolu’ ya erteleyip, benim yolluk diye hazırladığım açmalarla idare ediverdik. Zira otelin kahvaltısına pek güvenemedik.

Sanırım biz Safranbolu’ya girdiğimizde şehirde insanlarda henüz yeni yeni uyanmıştı. İlk, bir ismide Hıdırlık olan seyirlik tepesine çıkıp, şehri seyrettik uzun uzun. O tepede sardı bizi Safranbolu, çok sevdik bu şirin şehri.

Beyaz badanası ve ahşap pencereleriyle şehre tebessüm katan o cumbalı evler, insanı alıp götürüyor.1994 yılında UNESCO tarafından dünya miras listesine alınmış. Gerçekten de o doğal dokusu hiç bozulmamış kentin, dar sokakları, tarihi çeşmeleri, hanı, hamamı ve konaklarıyla sıcacık bir kent.

Seyri bitirip kahvaltı yapmaya karar verdiğimizde şehirde yavaştan hareketlenmişti. Arabamızı park edip, bebek arabasını aldık ve bir iki sokak ilerlemeden pişman olduk : ) Zira Safranbolu sokakları hep patika olduğundan araba kullanılabilecek gibi değil. Yol boyunca bizim gibileri uyarıp durduk : ) Ve böylece kızım bana araba babamıza kaldı.

Ben kızımı 3. aydan sonra hep kanguruda taşıdım. Bebek arabasından daha kolay ve zahmetsiz geldi.. 2 ay evvelinde de kendime bu modelden baby sling diktim ve onu kullanıyorum. Açıkçası çok rahat ediyorum ve çok memnunum. Ve sanırım bu durumdan bir tek hoşnut olan ben değilim, kızımın da keyfi yerinde ve aslında birazda bu sebepten bebek arabasını kullanamıyoruz.

Safranbolu’ nun çok şirin bir çarşısı var. Bir takım ahşap hediyeliklerin, süslemelerin, buraya özel baskılı masa örtülerinin ve tabi safran lokumlarının satıldığı küçük bir çarşı. Biz bu çarşıyı dolaşırken kalacağımız pansiyonda belli olmuştu. Safranbolu’ da kaldığımız iki günü Bastoncu pansiyonda geçirdik.

Burası gezimizin en dinlendirici mekânı oldu sanırım. Yasemin hanım ve ailesi tarafından işletilen bu pansiyon beş oda, giriş avlusu ve küçük bir bahçeden oluşuyor. Konak sahipleri de yine burada yaşıyor. Sıcak samimi ve şirin bir mekan. Konakta en çok hoşlandığım şey ayakkabınızı çıkarmak zorunda olmamızdı zira kızım emeklemeyi özlemişti : ) o avluda kah yürüme kah emekleme çalışmaları yaparken biz odamızı seçtik. Sedirine kurulup dinlendik..

Günü o kadar dolu dolu geçirmişiz ki şimdi düşününce şaşırıyorum. İnsan gerçekten dinlenince erkenden kalkıyor ve günün bereketinden nasibini alıyor. Dinlenip yorgunluğumuzu attıktan sonra bulak mağarasına gitmeye karar verdik. Lakin mağaranın o kadar tepede olabileceği nedense aklımıza gelmedi : )

Bebekle çıkmak hayli yorucu oldu benim için, üstelik çok soğuktu içersi fazla ilerleyemeden geri dönmek zorunda kaldık. Ama müthiş etkileyiciydi. Mağaranın uzunluğu 6000 metre civarında ve 400 metresi ziyarete açık. İçerisinde bir şelale ve iki ayrı göl var. İnsanın şükrünü artırıyor..

Kızımızın uyku saati günü bitirmemize sebep oldu. Cır cır öten ağustos böcekleri eşliğinde : )

Devamı sonraki yazıya.. Bunu bile çok geciktirdiğimin farkındayım ama..

Continue Reading

Biz ve Ramazan hoş geldi..

Kısa bir yolculuğu uzun uzun hissedip döndük evimize ve Şehr-i İstanbul’ ulumuza.. Bizimle birlikte ayların en kıymetlisi Ramazan’ da geldi.. İyi ki geldi..

Gezi notlarını en kısa zamanda yazmaya çalışacağım, bereketli günler ve sofralar diliyorum..

Continue Reading

Kısa bir soluklanma..

Uzun zaman sonra biraz soluklanmak, biraz dinlenmek, biraz yürümek, biraz keyiflenmek için ailecek yola düşüyoruz..

Hazırlıklarımız tamamlandı, ihtiyaçlarımız giderildi, yol istikametimiz kısmen belirlendi..
Maşukiye ile başlıyoruz.. İstanbul çevresinde tavsiye edebileceğiniz mekanlar varsa belirtirseniz sevinirim..
Bu süre zarfında gelen siparişler askıda olacaktır ; )

Perşembeye kadar kısa bir soluklanma ; )

Continue Reading

Şu sıralar..

“Kimi vakitler, bir dalgınlıktan çıkarken yakalarım kendimi. Sanki bir süreliğine içimdeki bir başka ben, beni uyutmuş; ruhumu hiç bilmediğim bir alemin salıncağında sallayıp durmuştur. Ne bir haritası vardır daldığım yerin, ne bir pusulası, ne dili, ne töresi. Hissederim ki, dalgınlığımın beni alıp götürdüğü yer Ahmet Haşim’in “O Beldesi”nden’ de, Yahya Kemal’in akınlara çıkılan o rüya şehirlerinden de çok ötede bir yerdedir. Yolu da yoktur onun, izi de. Dalgınlığımın beni alıp götürdüğü puslu ülke bir boşluk mudur, yoksa başka bir hayatın gölgesi mi bilemem. Bütün bildiğim, bir anlık bir gafletin beni şuurumdan kopararak kendine konuk ettiği. Dalgınlığımdan kurtulup yeniden hayatın kucağına dönerken, düşünmeden edemem: Belki de dünya, içine konuk olduğum bir anlık gafletten ibarettir. Belki de ben, bir anlığına gaflete düşmüş bir başka ruhun dalgınlığından ibaretim burada…”

Kovulmuşların Evi / Ali AYÇİL

Continue Reading