Ve Yılın İlk Kelimesi: Anne !

Aslında bu sadece yılın değil, kızımın ağzından bilinçli ve farkında olarak söylenen ilk kelime.. Tarifi olmayan bir mutluluk bu, her tarafıma tebessüm bulaştıran, her duyduğumda kızıma sımsıkı sarılmaktan kendimi alamadığım şey..

Anne olmak ne güzel şey Allah’ım..

Bazen ağlayarak, hatta en çok ağlayarak, bazen dolanıp dururken ardarda tekrar ettiği, bazende “adee”lerin arasına karışan bir kelime “anne”.

Bugün burda olduğun için, varlığınla içimin ışığı, aydınlığı olduğun için, bana beni yeniden keşfettirdiğin için çok şanslıyım. Şuan hissettiğim bu mutluluk, seni bir ömür  sarsın kızım..

Bu resim bana hep çok sevimli gelmiştir. Şemsiye kullanmayı sevmeyen beni ve her yağmurda ısrar etmekten geri durmayan annemi hatırlatır. Muhtemelen ilerde bende bu hale geliceğim..: )

Continue Reading

Oyuncaklı Düşler – I

   

       

    Bir varmış, üç yokmuş.. Sayılar isyanlara koşar olmuş. İnsanların bezdiren matematiksel işlemleri onları oyunlardan ve çocuklardan uzak tutar olmuş. Çocuklar onları ne oyunlarına alır olmuşlar ne de hayallerine. Düşlerden bile uzağa düşmüşler. Dört değil hatta üç bile değil.. iki de değil sadece bir çocuk.. “bir çocuk istesin bizi yeter” der olmuşlar. Ama olmamış.. büyüklere kalmışlar.

    Sayılar büyükleri önce çocuklar gibi sanmışlar.. Olsun onlarla oynarız.. olsun onlarla düşleriz.. olsun onlarla uçarız.. olsun onlarla gideriz demişler.. Sanmışlar ki büyüklerinde çocuklar gibi uçan hayalleri, konuşan oyuncakları.. hiç gökyüzünden inmeyen uçurtmaları.. sonsuza uzanan saymaları.. uykudan evvel yapılan duaları.. çikolata soslu istekleri.. güneş gibi ısıtan tebessümleri.. yıldızlara giden balonları.. arkadaşları.. evleri.. sokakları.. oyunları.. hayalleri.. hepsi vardır sanmışlar..

    Büyüklerle baş başa kalınca anlamışlar hiçbirinin olmadığını. Sıfırı bu iş için görevlendirmişler. “Git araştır bakalım nerde bu büyüklerin çocuklukları” demişler.

    Az gitmiş uz gitmiş sıfır, önce ne çok yol yaptıklarını görmüş büyüklerin. Neden acaba diye düşünmüş. “Bir tane doğru yol varken bu kadar yol niye ki” demiş kendi kendine. “Şaşırmıyorlar mı acaba” demiş “hangisi doğru yol diye.” Yine de gitmiş sıfır.

    Araştırmış çok uzun zaman, yoklamış durmuş büyükleri, kâh ay sonu hesaplamalarına girmiş, kâh alışveriş evveli ceplerine. Sonra öğrenmiş ki büyüklerin o kadar çok istekleri olmuş ki bir türlü güç getirememişler. Her isteklerine karşılık çocukluklarından bir şey vermişler. Sonunda hepsi bitmiş.. Verecek hiçbir şeyleri kalmamış. Ne oyunları kalmış.. ne gökyüzüne uzatabilecekleri uçurtmaları.. ne bitmeyen dondurmaları.. ne yıldızları dilek tutabilecek.. ne deliksiz uykuları, ne de güzel mi güzel rüyaları kalmış. Uçurtmalar tellere takılmış, dondurmalar hep erir olmuş, yıldızları görecek gökyüzü kalmamış, kocaman yaptıkları binalar yüzünden. Onca gürültüye maruz kalan kelebekler, kediler, tavşanlar, ağaçlar bohçalarını toplayıp göçer olmuşlar büyüklerin diyarından. Sıfır onları çocukların oyunlarında bulmuş. Hepsi hikâyesini anlatmaya çalışırken. “Durun!” demiş sıfır “hepinizi dinleyeceğim ama önce şu büyükler işini halletmem gerek” Görevimi yerine getireyim.

    Büyükler her şeylerini verdikleri gibi birde borçlanmışlar. Şimdi bu borçları kapatmak için sayılara ihtiyaçları varmış. Çocuklar biliyormuş ki sayılar sayesinde büyükler kendilerinin de düşlerine sataşırlar. İşte bunun için sayıları terk etmişler.

    Şimdi başta çocuklar, sonra sayılar, sonra bütün oyuncaklar ve onların arkadaşı düşler büyüklerden şikâyetçiymiş. Ne mi  olmuş onlara.. Bekler olmuşlar.. Hikayelerini anlatıp ,düşlerine alacak, oyunlarına arkadaş olacak çocukları..

Continue Reading