Kızım 1 yaşında !

4

Yazar Canfeza | Kategori Bebeğim, Geziyorum, Yapıyorum | Tarih: 24-12-2009

Etiketler: , , ,

 

Dönüşle birlikte apar topar kısa bir yazı ekleyebildim ancak siteye, ama yaşadıklarımız hiç de kısa değildi böyle. İnsanın ailesinden uzak olması, bazı özel anları birlikte yaşayamaması, o anın azda olsa buruk geçmesine sebep oluyor. Bu gidişimiz de hem bayramı birlikte geçirebilmek, hem çok sevgili arkadaşımın nikahında bulunabilmek, hem ilk yaşımızı dede, anane, teyze ve dayımızla birlikte kutlayabilmek adına güzel bir zamana denk geldi.

İlk olarak ;

Kızımın teyzesi benim sevgili arkadaşım Esin’ i Bursa’ ya yolladık. Herşey güzel, yolunda ve planlı gitti. Zaman zaman gerildiklerini, prosedürlerin onları yorduğunu farkettim ama karşıdan izleyen ancak tebessüm edebiliyor, onlaraysa yorgunluğu kalıyor, tatlı yorgunluk : ) Ömür boyu yürümeye başladıkları yolda ferah ve huzurlu günler görmelerini diliyorum.. Kızım düğünün belli kısımlarına iştirak edebildi, zira tatlı bir huysuzluk konmuştu onunda üzerine.

Yaş günümüzü ailecek kutladık, büyük halalar ve teyzelerle birlikte. Bir gün evvel dayımızla birlikte yaş kurabiyeleri ve pastamızı hazırladık,  pastayı ve kalabalığın gözlerinin kendi üzerinde olduğunu gören kızım uykusuz olmasına rağmen gülücükler saldı etrafa, herşeyin farkında olarak bir yaş aldı şu dünyadan, birden kocaman görünür oldu annesine, birden tüm hareketleri değişiverdi, birden beni  ne çok anladığını farkettim ve bir kez daha onu ne çok sevdiğimi anladım.

Ananemizle birlikte İstanbul’a döndük, bir kaç gün evvel ananemizi bekleyerek ertelediğimiz diş buğdayımızı (ki dişlerimiz 10. ayımızda çıktı) ve babanne ve halalarımız için tekrar bir doğumgünüsü yaptık.  Kızım yaşıt kuzenleriyle gün boyu fır fır döndü, o döndükçe mevsim değişti içime bahar geldi, neşe geldi..

Yaş ve diş kurabiyelerimizi daha önce kullantığım tarifi uygulayarak yaptım. Zencefilli ve bol tarçınlı.Üzerlerini bu kez şeker hamuruyla kapladım. Pastayı Ayşe Yaman’ ın pastasından esinlenerek hazırladım. Pandispanyaları şekillendirip, renklendirdiğim kremşantilerle de üzerini süsledim.Şeker hamurunu, ayak ve biberon figürlü kalıpları Akın Pasta Malzemeleri’ nden satın aldım. ( Tabi siz onları fotoğraflayamadığım için pek göremiyorsunuz )  Eğer bu tür malzemelere ihtiyacınız varsa, aynı gün içerisinde kargoya teslim ediyorlar, fiyatlarda oldukça uygun. Diş kalıbını kendim yaptım. Daha evvel kulandığım ama şekil itibariyle çok işlevsel olmayan bir kalıbı bozup diş şekli verdim. Yine bu kurabiyeleri saplı bir şekilde hazırladım, hem çocuklar çok beğendiler hemde ambalajlandığında oldukça güzel görünüyorlar, çıkışta herkese bunlardan dağıttık. Yemeyip saklayacağını söyleyenlerde vardı, dayanamayıp oracıkta yiyenlerde : )

Böyle zamanlarda fotoğraf çekmek oldukça güç oluyor, şimdi yazıya eklemek için fotoğraf arıyorum ama bulamıyorum..

Zaman geçiyor, büyüyor kızım, büyüyorum..

Biz geldik : )

0

Yazar Canfeza | Kategori Bebeğim, Geziyorum | Tarih: 14-12-2009

Etiketler: , , ,

Zaman o kadar çabuk geçiveriyor ki, az kaldı herşey yetişecek mi, şu işler ne zaman bitecek, ah bu da yarım tamamlansın, şu da eksik kalmasın diye diye gittik geldik bile.. Kızım anane ve dede kucağında ilk yaşını karşıladı, yine ilk yaşına babasından ayrı girdi.. İlk bayramı olmasada bu kadar çok gezdiği ve kalabalık gördüğü ilk bayramdı. Başta dayısı omak üzre herkese “adee” demeye başladı. Hiç susmadan dakikalarca tek kelimesini anlamadığımız uzun ama hararetli muhabbetlere girdi. İlk adımlarını yine bu iki hafta içinde attı, hiç durmadan yürümeye başladı. Ona anlattığım şeyleri durup dinlemeye, izah ettiğim şeyleri anlamaya ve bir kez görmüş dahi olsa bazı şeyleri hemen taklit etmeye başladı. Bunların hepsi iki hafta içinde oldu kısacası kızım büyüdü, ben inanamasamda..

Anlatacağım çok şey var ertelemek istemiyorum. Ama henüz valizlere dahi dokunamadım, daha vakitlice.. geliceğim..

Bir rakam seti daha ve kısa bir ara

4

Yazar Canfeza | Kategori Dükkânım, Geziyorum | Tarih: 19-11-2009

Etiketler: , ,

Bu rakamlar küçük Ekin’cik için hazırlanıp Tokat’a yollandı.

Siparişi yeğenini çok seven bir amca verdi : ) Rakamlar Ekin’e süpris olacak. Benim de bu süpris de bir katkım olsun istedim ve rakam setine bir de sıfırı ekledim. Ekin’ciği buradan kucaklıyorum, O’na güzellikler dolu bir ömür diliyorum.

Ayrıca bu paketin içine, Ekin’ciğin hayırlısıyla yakın zamanda dünyaya gözlerini açacak olan kardeşcağızı içinde küçük bir hediye yerleştirdim, umarım beğenirler.

Hepsini tebessümlü günlerde kullansınlar, hem Ekin, hem kardeşi : )

Bu arada bu rakam setiyle siparişleri bir süre donduruyorum. Bayram tatili dolayısıyla memlekete gidiyoruz kızımla. Bir kaç saat sonra Malatya’ da olacağız hatta : ) Bu süre zarfında gelen siparişleri, dönünce hazırlayabileceğim.

Herkese güzel bir haftasonu, ardından güzel bir bayram diliyorum, tebessümle.. sağlıkla..

Tüyap Kitap Fuarı ardından

2

Yazar Canfeza | Kategori Geziyorum, Oku(yo)rum | Tarih: 10-11-2009

Etiketler: , , ,

 

Dün benim için çok özel, güzel bir gündü. Güne yapılmayı bekleyen bir sürü işle başlayıp son gün olduğunu fark edip fuara gitmeye karar vererek bitirdim. Sadece karar vererek değil ve de giderek : ) Özeldi çünkü gerçekten kıymet verdiğim, yüreğimde tüm sevdiğim ve takip ettiğim yazarlardan başkaca bir yeri olan, deli zamanlarımda, içimi dinginleştiren, vakur ve naif duruşunu hiç kaybetmeyen biriyle söyleştik. Nazan Bekiroğlu.

 

Okuyucu olarak çok sevdiğiniz bir yazarla görüşmeden evvel şu endişeyi mutlaka yaşarsınız “ya büyüsü bozulursa” zihninizde çizdiğinizden profilden başkaca biriyle karşılaşmak korkutur hep, böyle bir endişe vardı ama tanıyınca onu, yersiz olduğunu anlayıverdim. Çok güzel ve duru bir dille yaklaşık iki saat söyleştik. Kızımın haklı olarak bu iki saat sonunda sıkılması dolayısıyla zaten imzaya dönmüş olan söyleşiden ayrıldık, bir imza, sıcak içten bir tebessüm ve hoş geçen iki saati de yanımıza alarak..

Son gün olması dolayısıyla oldukça kalabalıktı. Bu duruma sevinmedim desem yalan olur. Herkesin  elinde gelmezden evvel oluşturulmuş listeler ve temin edilmiş kitaplar görmek beni çok mutlu kıldı. Okuyor olan bir gençlik görmek de, zira ziyaretçilerin birçoğu öğrenci ve çocuklardı. Hatta bebekler : ) bizde bir o standa bir bu standa sulanan bebekler arasındaydık. Elimiz hep uzanmakla meşguldü. Ve anne hep kızına kitap aldı. Bunu fark edince bir tanede kendine aldı oda çocuk eğitimi üzerine yazılmış bir kitaptı : )) Son zamanlarda blog arkadaşlarının tavsiye ettiği bir kitabı aldım. Freud’a Ne Yaptık da Çocuklarımız Böyle Oldu. Kızımaysa bol bol kalın sayfalı, çevirmesi kolay olabilecek birde yeme eğilimlerinde zarar görmeyecek tarzda kitaplar aldık, zira kâğıtlar, kutularla aramız çok iyi, nerde bulsak yiyoruz : )

Fuarda en çok Penguen ve Leman’ın stantlarını beğendim oldukça renkli ve eğlenceli görünüyordu. Dört bir yanı cıvıl cıvıl gençlerle doluydu.

 

Her salonu doyasıya gezdik, kızım bir uyandı bir uyudu, ama bana ayak uydurmayı her zamanki gibi ihmal etmedi. Çok yorulduğumu fark ettiğim bir anda karşıma teneke oyuncak sergisi çıktı ve bütün yorgunluğumu aldı diyebilirim. “Dedelerinizin oyuncakları” diye not düşmüşler oyuncaklara, büyük keyif alarak gezdim, ardından resim sergilerine bakınıp, iyi ki geldim, diyerek ayrıldım.

 

 Malatya’da yaşadığım her yıl bir gün gelme hayaliyle iç çekerdim, şimdi kızımla gitme fırsatı bulduk, iyide oldu bizim için, çokça tanıdık simayı gördük, selamlaştık, sohbet ettik, tanımadıklarımızla tanıştık, tavsiye kitaplar aldık, eksiklerimizi giderdik.

 

Çocukların bu tarz ortamlara girmeleri, kendi kitap alışverişlerini kendileri yapmaları, bu havayı solumaları kanaatindeyim. Öyle tahmin ediyorum ki bu okuma eğilimlerini arttıracak, var olan eğilimi pekiştirecektir. Ne kadar erken başlarsak o kadar kâr.

 

Böylece bir sonraki yazının konusu da belli oldu, bebeklere kitap tavsiyeleri ; )

 

Gezi Notları – I

3

Yazar Canfeza | Kategori Geziyorum | Tarih: 29-08-2009

Etiketler: , ,

                                             Sapanca – Safranbolu – Bulak Köyü

Hayatım boyunca sırtında çantası diyar diyar dolaşan Japonlar, Koreliler ve bilumum çekik gözlülere özenmiş, seyyah olma isteğimi hep sıcak tutmuş olan ben, bu isteği ailemle ilk kez gerçekleştirdim.
Yola koyulmak ve yolda olmak beni her daim heyecanlandırmış ve mutlu kılmıştır.
Geçen haftada küçük kızımızla birlikte dört günlük bir gezi için yola çıktık. İstikamet Maşukiye – Safranbolu – Amasra hatta Nevşehir ve Konya idi. Son iki şehri bir sonraki geziye ertelemek zorunda kaldık zira Safranbolu’yu çok sevmiştik.
İlk gün evden biraz gecikmeli çıktığımız için günü fazla değerlendiremedik. Maşukiye’ de vereceğimiz konaklamayı atlayıp Sapanca’ ya geçtik. Nedense İstanbul’ dan çıkınca her yer Anadolu her insan sıcak ve samimi geliyor insana. Sora sora, bir yandan da haritamıza baka baka göl kenarında Merve ve Mustafa Kukut tarafından işletilen Kıyı restoranda ilk molamızı verdik. Ve biz burayı çok sevdik.

Mekân daha ziyade bir dinlenme yeri gibi düzenlenmiş. Göl kıyısında kocaman bir bahçe karşılıyor sizi.

Masalar ağaçlar arasına yerleştirilmiş ve her birinin kenarlarına birer hamak iliştirilmiş, Keyif yapmayı seven babalar ve diplerinden ayrılmayan kızları için. Ahşap salıncaklar, oyun alanları, ağaç evleri, muhabbet kuşları, bir anda burada tüm günü geçirmeli dedirtiyor insana..

Gölün hemen kıyısında çardaklar yer alıyor, biz kızımız rüzgârdan etkilenir diye orda oturmaktan vazgeçip ağaçlar arasına karar versek de ufaklığın aklı hep ötüp duran kaz ve ördeklerin seslerinde kaldı. Bir süre babayla hamak keyfi yapıp dolanıp durduk. Yemeği ağaçlar arasında, çayı çardaklarda yudumlayıp yola koyulduk. Gün yavaş yavaş elini akşama vermeye başlamıştı.

Eşimin, gece uzun yol tecrübesi olmaması içime kurt düşürse de, yol boyunca muhabbet, sohbet, kah km hesaplamaları, kah plakalar, nüfuslar, bozuk satıh muhabbetleri, yolu keyifli kıldı. Gece yarısı Karabük’ e ulaşmış ve daha fazla ilerlememe kararı alıp orda konaklamaya karar vermiştik. Tabi konaklayacak bir yer bulabilirsek. Karabük mü çok küçük, biz mi bir yer bulamadık bilemiyorum, tarif üzeri daha önce görüp es geçtiğimiz bir yerde geceyi geçirdik. Bu arada kızım yolda bana hiç sıkıntı çıkarmadı. Ve uyku düzeni evdeki gibi devam etti. Arada bir tünellerin ışığı rahatsız etse de uykusundan vazgeçmedi : ) Yolda bebekle gece geçirecek ailelere tavsiye ediyorum, ana kucağınızı mutlaka yanınıza alın, ben çok faydasını gördüm.

Sabah kızımız uyanır uyanmaz otelden ayrıldık ve tekrar yola koyulduk. Kahvaltımızı Safranbolu’ ya erteleyip, benim yolluk diye hazırladığım açmalarla idare ediverdik. Zira otelin kahvaltısına pek güvenemedik.

Sanırım biz Safranbolu’ya girdiğimizde şehirde insanlarda henüz yeni yeni uyanmıştı. İlk, bir ismide Hıdırlık olan seyirlik tepesine çıkıp, şehri seyrettik uzun uzun. O tepede sardı bizi Safranbolu, çok sevdik bu şirin şehri.

Beyaz badanası ve ahşap pencereleriyle şehre tebessüm katan o cumbalı evler, insanı alıp götürüyor.1994 yılında UNESCO tarafından dünya miras listesine alınmış. Gerçekten de o doğal dokusu hiç bozulmamış kentin, dar sokakları, tarihi çeşmeleri, hanı, hamamı ve konaklarıyla sıcacık bir kent.

Seyri bitirip kahvaltı yapmaya karar verdiğimizde şehirde yavaştan hareketlenmişti. Arabamızı park edip, bebek arabasını aldık ve bir iki sokak ilerlemeden pişman olduk : ) Zira Safranbolu sokakları hep patika olduğundan araba kullanılabilecek gibi değil. Yol boyunca bizim gibileri uyarıp durduk : ) Ve böylece kızım bana araba babamıza kaldı.

Ben kızımı 3. aydan sonra hep kanguruda taşıdım. Bebek arabasından daha kolay ve zahmetsiz geldi.. 2 ay evvelinde de kendime bu modelden baby sling diktim ve onu kullanıyorum. Açıkçası çok rahat ediyorum ve çok memnunum. Ve sanırım bu durumdan bir tek hoşnut olan ben değilim, kızımın da keyfi yerinde ve aslında birazda bu sebepten bebek arabasını kullanamıyoruz.

Safranbolu’ nun çok şirin bir çarşısı var. Bir takım ahşap hediyeliklerin, süslemelerin, buraya özel baskılı masa örtülerinin ve tabi safran lokumlarının satıldığı küçük bir çarşı. Biz bu çarşıyı dolaşırken kalacağımız pansiyonda belli olmuştu. Safranbolu’ da kaldığımız iki günü Bastoncu pansiyonda geçirdik.

Burası gezimizin en dinlendirici mekânı oldu sanırım. Yasemin hanım ve ailesi tarafından işletilen bu pansiyon beş oda, giriş avlusu ve küçük bir bahçeden oluşuyor. Konak sahipleri de yine burada yaşıyor. Sıcak samimi ve şirin bir mekan. Konakta en çok hoşlandığım şey ayakkabınızı çıkarmak zorunda olmamızdı zira kızım emeklemeyi özlemişti : ) o avluda kah yürüme kah emekleme çalışmaları yaparken biz odamızı seçtik. Sedirine kurulup dinlendik..

Günü o kadar dolu dolu geçirmişiz ki şimdi düşününce şaşırıyorum. İnsan gerçekten dinlenince erkenden kalkıyor ve günün bereketinden nasibini alıyor. Dinlenip yorgunluğumuzu attıktan sonra bulak mağarasına gitmeye karar verdik. Lakin mağaranın o kadar tepede olabileceği nedense aklımıza gelmedi : )

Bebekle çıkmak hayli yorucu oldu benim için, üstelik çok soğuktu içersi fazla ilerleyemeden geri dönmek zorunda kaldık. Ama müthiş etkileyiciydi. Mağaranın uzunluğu 6000 metre civarında ve 400 metresi ziyarete açık. İçerisinde bir şelale ve iki ayrı göl var. İnsanın şükrünü artırıyor..

Kızımızın uyku saati günü bitirmemize sebep oldu. Cır cır öten ağustos böcekleri eşliğinde : )

Devamı sonraki yazıya.. Bunu bile çok geciktirdiğimin farkındayım ama..